08 Eylül 2021, Salı
saat: 02:24


Romanımı bitirdim. Yani şimdilik öyle hissediyorum. İsmini değiştirdim, daha doğrusu becerikli karım yeni bir isim buldu, ekledim, çıkardım. Geri dönüşlerde kafama yatan şeyleri düzelttim. Sonra çılgınca bir öfori ile, alt geçitlere, şehirlerarası yollara, viyadüklere ve sulama kanallarına Çare Sarıgül yazan tuhaf insanların aptalca enerjisiyle, her tarafa saldırmak, herkese romanımı okutmak istedim. Sağa sola bazı taciz mesajları attım ama neyse ki yayınevlerine salça olmaya başlamadan kendimi frenlemeyi başardım.

Editörlere hitaben bazı mail taslakları hazırladım. Etkileyici, şakacı ve ümit vaat eden girişler olmasını planladığım taslaklarımın, delice ve acınası gelme ihtimali tartıda baskın gelirkene, hop hop dedim, gidip kendime bir çay koydum. Romanım bir süre demlenmeye bırakıldı şimdi. Biraz zaman geçsin, çoğunun dalyarak olduğundan şüphe duymadığım yayınevi çalışanlarına, hak ettikleri donuk ve resmi üslupla, iki üç cümleyle romanımı gönderirim. Tabii ki hala benim bir roman yazdığımı altıncı hisleriyle sezerek kapımı çalmadıkları, tüm kaprislerime, nazlanmalarıma rağmen yalvar yakar, yüz sayfacık, olmadı elli sayfacık okuma izni koparmadıkları, peşinden alicenaplığımla onlara romanımın tümünü vererek akıllarını başlarından alamadığım için onlara kızgınım. Bunu bana yapmamalıydılar. Hiç mi kahin istihdam etmiyor bu koca koca kurumlar bünyelerinde. İnsan bir istihareye yatar, ülkemizi teşrif eden son dehayı müjdeleyen bir işaret yakalar rüyasında.

Evet. Şakaları şu yana korsak, aslında romanımdan o kadar da memnun değilim. Fena olmadı, ok, ama çok da abartmaya gerek yok. Bir başyapıt değil. Yine de bir roman. Benim için iyi. Bon pour l'orient.

Doğru mecrayı bulduğunda birilerini mutlu edecektir. Ama bunun için acelem yok. Rabbim ömür verirse, üç yılda bir roman yazarsam, belki de beşinci kitabımda birilerine ulaşabilirim.

Şimdi önümde başka bir yol var. Dergilere hikaye gönderip yayınlatabilir miyim, onu deneyeceğim. Yine fena olmayan bir öykü yazdım. Daha ziyade bir roman girişi gibi ama belki bu haliyle de bir şey ifade eder.

Benim için tuhaf bir durum. İçimde taşımaya alışık olduğum o eski tiksinti ve horgörüleri arıyorum, yoklar. Dergilerden söz ediyorum. Edebiyat dergilerini kim okuyor hiç bir fikrim yok. Ben en azından 10, 15 yıldır okumadım. Lisede falan belki. Ama koca koca adamlar, kadınlar, oralara yazıyor, alıyor, okuyor. Akıl alır gibi değil. Yani hepsi de lise talebesi olamaz. En azından bazıları yetişkin olmalı. O halde onlar da benim gibi yazdıklarını yayınlatmaya çalışan bir avuç sinsi yılandan ibarettir. Yoksa insanlar Coetzee'nin, john Updike'ın, hadi onları siktir et, daha klasiklerin çoğunu okumadan, kemal tahir, haldun taner'i bitirmeden, neden altı bezli, ağzı salyalı bir sürü benim gibi amatörü okumak için dergi alsın? Acayip bir muamma. Bir tarafta dev eserler, başyapıtlar, diğer yanda bit pazarı tezgahı gibi kaldırım üstüne saçılmış çer çöp. Belki de o çer çöp içinde eşelenmekten hoşlanan sapıklarla dönüyordur bu iş. Herkesin kendine özgü bir sapıklığı var ne de olsa.

Şair bir arkadaşımız var, şöhretli sayılır. Onun sayesinde bir parça aşinalığım var o çevreye ama şairler farklıdır belki. Habis ve dedikoducu. Yok yok, kendimi kandırmayayım, eline kalem alan herkesin içine şeytan kaçıyor. Öykü de yazsa, roman da, bir sürü yavşak, kızgın bir arı kolonisi gibi, dar bir alanda uğuldayıp duruyorlar. Bundan kaçış yok.

Yazmayı neden bıraktım, bunca zaman sonra neden geri döndüm, ilginç. Dünyaya anlatacak hikayelerim olduğunu hissediyorum. Kendimle de ilgili ama daha çok başkalarıyla ilgili. Şimdilik kötücül ve ana-akıma, popüler olana yalakalık eder gibi bir hali var. Yine de Türk edebiyatını öyle acıklı, öyle berbat bir halde görüyorum ki, bana bile ihtiyaç olabilir. Zavallı bir haldeyiz. Bilemiyorum, insanın içi kararıyor valla.

 
hosting