10 Mart 2026, Pazartesi
saat: 00:06


Hayatımın dördüncü on yılı da geride kaldı (Burada "40 yapar!" diye heyecanlı bir şekilde dikkatleri üstüme çekmeyi isterdim.).

Kendimi hiç kırk yaşında olacak şekilde hayal etmemiştim. Biraz şok edici oldu. Bu şoku atlatabilmem ve sakinliğe kucak açabilmem için birkaç hafta geçmesi gerekti. Derin bir nefes alarak bir dönüm noktasını, geniş bir şekilde alarak geçmeyi planlıyorum. Kainatta artık hiçbir şey eskisi gibi değil.

Yaş aldıkça daha eski zamanları hatırlamaya başladım. Şimdi artık önceden çok bulanık bir şekilde hatırlayabildiğim ortaokul zamanlarımı hatırlayabiliyorum. Bu benim aklıma şimdi niye geldi diyerek kendime şaşırıyorum. Daha eskileri hatırladıkça da aradaki uçurumu fark ederek dehşete düşmemek için kendimi tutuyorum. İlk başta çok yakın bir zamanmış gibi gelse de yirmi altı sene öncesi olduğunu idrak ediyorum. Yirmi altı yaşında olduğum zamanlara sıçrıyorum. İleriye-geriye sıçrayışlarla günü kapatıyorum.

Karakterim bambaşka bir hale geldi. Tahammül seviyem oldukça düştü. Patavatsızlaşmaya başladım. Birisine karşı tepkimi sözlerimle anında gösteriyorum. Bu durum bazen canımı sıkabiliyor. Canımı sıkacak bir şeyler nasılsa buluyorum. Kendimi strese sokabilme yeteneğimin durumundan çok emin değilim. Kendimi strese sokacak şeylerden/durumlardan olabildiğince kaçınmaya başladım. Test edemiyorum.

Eskiden severek izlediğim dizileri, okuduğu kitapları yeniden izlemeye ve okumaya başladım. 1 Mart'ta kitaplığımdan eski kitaplardan alıp okuyayım dedim. Bir kitabı seçtim kapağını açtım ve "1 Mart 2005" tarihini görünce gözlerim doldu. Fazlasıyla mistik bir andı. Kitabı aldığım ve üzerine tarih attığım anları hatırladım. Sanırım yaşlandığımı en çok bu anlarda hissediyorum.

2000'li yılların başındaki dizileri izlerken, o zamanki verdiğim tepkilerle bugünkü tepkilerim tamamen farklı. Sözgelimi "House M.D." dizisini yeniden bitirdim. Dizi yayınlandığı tarihlerde her hafta heyecanla ve hayranlıkla takip ediyordum. Gregory House piçine saygıyla karışık bir özenme haline girdiğimi hatırlıyorum. Şimdi izlediğimdeyse neredeyse nefret ettiğim bir insan halinde izledim. Şu anda asla çevremde bulundurmak istemeyeceğim, fellik fellik kaçacağım; manüpilatör, adi, bencil ve göt bir herifin teki. 170 küsur bölüm boyunca adama küfürler ettim durdum, hâlâ da ediyorum. Özellikle Wilson kanser olduktan sonra yaptığı insanlık dışı karaktersizliklerine. Diziyi hâlâ çok seviyorum, o başka bir şey.

Bir de 2010 sonrasında dizi/film sektörünün bir ıkınma dönemine girdiğini görmek beni kahrediyor. 2010 sonrası ne izlemeye çalıştıysam ya bitiremiyorum ya da bitirsem bile ağız dolu küfürler ediyorum şurada çok az kalmış zamanımı çaldınız iyi aile evlatları diyerek. Çıkabilen güzel ürünler de çok çok çok çok az. 2010 öncesi dönemde elimizi neye atsak ayıla bayıla izlediğimizi; hikâyesi, senaryosu, oyunculukları boku püsürüyle bizi fazlasıyla orgazmik tatminlere götüren şeylerdi.

Yeni olan neredeyse her şey hiçbir şekilde dat (evet dat) vermiyor. O yüzden eski filmleri, dizileri ve kitapları döndürüp döndürüp damarlarımdan alıyorum.

2010 sonrası neredeyse yok hükmünde. Geçenlerde 2009 yılı için birçok insanın hayatındaki en güzel yıl olduğuyla ilgili bir şeyler okumuştum (15 yıl geçmiş üzerinden, dikkatini çekiyorum.). Bütün dünya sanırım 2009'dan sonra bambaşka bir boyuta geçti.

Zaman çok hızlı bir şekilde akmaya başladı. Ne ara gün başlıyor, ne ara bitiyor anlayamıyorum. Zaman bu şekilde su gibi aktıkça hatırlanacak şeyler daha çok artıyor. Bazen bir şeyler 40 yaparken bazen de 40 yapamıyor. Nereden toplamaya çalışırsan çalış kırka ulaşamıyoruz.



istanbul