19 Temmuz 2026, Pazar
saat: 02:29


selam. aslında söylenebilecek bir şeyler var her zaman, bir süredir airbnb'de kalıyor oluşumdan başlayıp kendime belirli süreli ikinci bir şans verişime varışıma dek ama duvara konuşmak daha verimli olabilir ve fakat duvara konuşmaktan kim hoşlanır? ben değil. birazcık (baş ve işaret parmaklarımın uçlarını 2mm kalana kadar birbirine yakınlaştırıyorum) zor geçen son zamanlarımda bana yardımcı olan ördek, sincap, kedi ve köpek videolarına teşekkürü bir borç bilirim. boktan bi insan da olsam borçlarımı her zaman öderim. ergo teşekkür ederim, bundan sonrası bende. burası bu kadar. çıkışım müzikten. öyle ya da böyle, çocukken yürüdüğüm yollarda beni takip etmeye başlayan ay gibi bi yerlerde hep olan, sevgi-nefret şeysine dönen müzikten.

yıllardan miladi 1815. schubert sadece 18 yıldır hayatta. geride bıraktığı yıllarından daha az bir süre var önünde ama henüz haberi yok, haberi olduğunda da çok geç. göthe'nin bir şiiri var onu besteliyor (1). şarkıda hasta çocuğunu dört nala giden bir at üstünde eve ulaştırmaya çalışan bir baba var (gerçi bu hastalıktan veya ateşten bahsedildiği yok şarkıda ama setup bu). atın üzerinde bir de çocuğu doğal olarak. çocuğun gördüğü bir şey. ve bir de dış ses. karakterler bunlar.

şarkı piyano ve vokal için yazılmış. 152 bpm. ve her beat tekrarlayan üçlemelerden oluşuyor. dolayısıyla dakikada 456 kez atan bir nabız. atın dört nala koşuşu (2). işler değiştiğinde de tehlike çanları. piyanist challenge.

baba bas, fa anahtarında sol elden konuşuyor. at koşturmaya devam ederken onun güven vermeye çalışan sesini duyuyoruz. evladına niye korktuğunu soruyor. çocuk sağ elde, minör: 'Erlkönig'i (3) görmüyo musun bak tacı kuyruğu falan?' 'yok' diyor 'oğlum sis var benzetiyosundur'. nitekim notasyonunda bile tranquillo (4).

o noktada erlkönig dile geliyor. o da sağ elde, daha da üst perdeden, ama pianissimo (5) (hatta yetmemiş estinto (6) diye belirtilmiş), arpejli, kırık akor (7). atın koşuşu bile stride piano tekniğiyle (8) dörtnaladan hoplamaya dönmüş, majör majör, neşeli, ethereal, ruhani veya uhrevi (ya da ikisini birleştirirsek ruhevi) bir yerden, periymişçesine bir tonda, o karanlık havanın tam zıttında, hoppalık derecesine varan bir hiperkontrastla, her yeri pastalar böreklerle doldurmuş hanselgratel cadısı gibi davetkar, 'gel benlen' diyor, 'tatlı çocuk'.

artık piano (9) miano yok, ilk defa forte forte (10) yakarıyor çocuk. paniklemiş bi sesle babasına 'baba duymuyo musun usulca söylediği sözleri?' diyo. 'yok' diyo adam, 'o rüzgarın sesi'. hasbinallah. bi daha yokluyor erlkönig. çocuk artık çığlık çığlığa. sforzando (11). tremante molto (12). çeşitli italyancalar. 'bak erlkönig'in kızları?' 'hayır' diyor baba bas bas. 'yaşlı söğütün dalları'.

erlkönig yine aynı tonda girse de sonlara doğru artık rol yapmayı bırakıp 'kendi isteğinle gelmezsen zorla götürüm seni' diyor. dolayısıyla artık en başından beri büründüğü o naiflikten, uyumlu seslerden eser yok. disonansa (13) bağlıyor. nerde o hoplayan atlar nerde bu gerilim müziği? çocuk can havliyle 'yakaladı beni baba' diyor, fortississimo (14). ürperiyor adam, haykıran çocuğu kollarında tutuyor. son bir gayret eve yetiştiğinde, artık kollarındaki çocuğu ölü. in seinen armen das kind war tot.

çocukcağız havale geçiriyordu da sayıklayıp sayıklayıp eceline mi kavuştu yoksa erlkönig onu alıp götürdü mü bilemiyoruz. gerçi böyle bir seçime zorunlu hissetmek insan zihninin ya o ya bu şeklinde algılama tuzağına düşmek, dualiteye batmak olabilir. belki her ikisi de aynı anda aynı gerçeklikte. belki de sen insan olduğun için, başka türlüsünü algılayamayıp özünde ikisini de içeren tanımlayamadığın yekpare bir varoluşu ikiye yarıp birine indirgeyerek doğru kabul etmeye mahkumsun. ya da belki de cidden yalnızca ikisinden biri gerçektir fakat aynı şeye bakıp farklı şeyler görüyor olmak hayatın dokusuna içkin bir şeydir. bunu da bilemiyoruz. biz zaten genel olarak pek bir şey bilemiyoruz.




Dipnotlar:

1. bundan bir yıl önce de gretchen am spinnrade'yi besteliyor. gene göthe'den. gretchen çıkrık başında. on yedi yaşında, şarkının leitmotif'i (a) olarak dönen bir çıkrığı notaya döküyor. sadece onu anlatıp öpüşünden bahsettiğinde kesiliyor bu obsesif döngü.

Meine Ruh ist hin,
Mein Herz ist schwer,
Ich finde, ich finde sie nimmer
Und nimmermehr.

Nach ihm nur schau ich
Zum Fenster hinaus,
Nach ihm nur geh ich
Aus dem Haus.

1a. leitmotif: riff dense yeridir. tekrar eden ana motif, tema.

2. bu yönteme müzikal yansıma diye motamo(t) türkçe çeviri kullanalım. dörtnala koşuşu hızlıca tekrar eden oktav notalarla vermek, çıkrığı ya da aklından çıkaramadığı şeyleri bir aşağı bir yukarı giden birbirine yakın çembersel onaltılık notalarla anlatmak, flight of the bumblebee'de arı vızıltısını andıran partisyonlar yazmak, riders on the storm'da elektro piyanoyla yağmuru taklit etmek gibi örnekler verilebilir.

word painting'se bence bundan farklı bir şey, adı üzerinde word. sözlerde ifade edilen şeyi müziğin taklit etmesi ya da ona uyum sağlaması denebilir. en basitinden aşağı dendiğinde sesin pesleşmesi yukarı dendiğinde tizleşmesi, hadi vur dendiğinde trampete abanılması gibi. (hatta ercüment bey buna aykırı davranmayı, mesela başım havalarda denirken alt notalara inilmesini prozodik hata olarak nitelendiriyor. but that's too anal for me.)

'never gonna give you up, never gonna let you down'daki iniş ve çıkışlar, king crimson'ın 'i repeat myself when under stress, i repeat myself when under stress, i repeat myself when under stress, i repeat myself when under stress, i repeat' buna örnek olabilir.

aslında word painting'in en bilinen örneği leonard cohen'in hallelujah'sı ama bence o biraz hile gibi çünkü vektörün yönü sözden müziğe değil de müzikten söze doğru. yine de karar sizin. 'it goes like this, the fourth, the fifth, the minor fall and the major lift, the baffled king composing hallelujah' derken şarkının akor gelişimini veriyor da yani akorlar böyle olmasa bu sözü yazar mıydın? yazmazdın. akorlar böyle olmasa o sözün bir anlamı var mı? tartışılır.

3. erlkönig ne demek? könig kral. erl ne? bakalım. hikayenin danca orijinalinde aslında 'ellekonge' iken almancaya çeviren kişi (johann gottfried herder) 'erlekonge' ile karıştırıyor. böyle olunca elf kralı olması gereken kelime kızılağaç kralı oluyor. elfenkönig yerine erlkönig. bi kere oldu artık. yapacak bişey yok. olağanüstü.

olmuş olan şeyleri olmamış yapamıyoruz. hayatın undo tuşu yok. freud'un insan psikolojisinin gelişimini anlatırken kurduğu analojinin her alanda karşımıza çıkmasına saygı duyarak hatırlayalım; arkeolojik kazılarda gördüğümüz gibi, yeni bir şehir kurarken eskisini yok edip sıfırdan yaratamıyoruz. yıkılmış ama parçaları kalmış eskilerin üzerine koyuyoruz. fosiller. toprak. roma yolları. çürümüş temeller. artifact'ler. ölüler. elli katlı gökdelenler bunların üzerinde yükseliyor. olmuş olmuştur. there is no beyaz sayfa. üzerine kat çıkacaksın, başka yolu yok. teşekkürler gottfried. teşekkürler freud.

italyancalar ve diğer müzik terimleri:

4. tranquillo: sakin bir tonda

5. pianissimo: çok yumuşak. [notasyonda dinamik çalım yönlendirmeleri en yumuşaktan en kuvvetliye genelde şöyle belirtiliyor: pianississimo, pianissimo, piano, mezzo piano, mezzo forte, forte, fortissimo, fortississimo. anlaşılacağı gibi piano yumuşak, mezzo orta sertlikte, forte güçlü. gerisi bunun arakatları.]

6. estinto: ölü. hayat belirtisi kalmamış. varla yok arası.

7. kırık akor: bir akoru oluşturan sesleri aynı anda değil ama arayı da fazla açmadan, üzerinden akar gibi birbiri ardına drrrrrrıt diye seslendirme yöntemi

8. stride piano: piyanoda sol elde önce bas notayı vurup ardından akorun kalan seslerini çalma ve bunu birbiri ardına her bir akor için yapma yöntemi. sol el ordan oraya hoplayan bir kuzuyu andırdığı gibi, çıkan ses de bu hoplamayı aratmaz. çalınan parçayı ragtime'a (a) çevirir.

8a. ragtime: the entertainer, maple leaf rag gibi örnekleriyle öne çıkan, vahşi batıda kovboyların takıldığı barlardaki piyanistlerin favori tarzı.

9. piano: yumuşak

10. forte: kuvvetli

11. sforzando: aniden, tuşlara abanarak, bilekten değil omuzdan, güçlü bir vurguyla, jumpscare etkili

12. tremante molto: korkudan titreyerek. anlıyoruz ki burda notasyon piyanistle değil solistle konuşuyor.

13. disonans: [dis: ayrı, sonara: tınlayış] seslerin birbiriyle uyumsuz olması. batı müziğinde bir oktavlık ses dizisi birbirine eşit uzaklıktaki 12 adet yarım sesten oluşur, ya da biz o arayı on ikiye bölmüşüz diyelim. bu milenyumda yaşayan insanların kulağı bazı sesleri birbiriyle uyumlu bazılarını uyumsuz olarak algılar. tarihsel olarak bu algılama mevzu uyumluluk lehine gelişmiş gibi görünüyor. bin yıl önce yaşayan biri şu anki şarkıların hiçbirini dinlemeye katlanamazdı muhtemelen. ya da bestecinin yaratmak istediği etkiyi hissedemezdi diyelim. bir sesi sadece yarım ton veya bir ton veya üç ton üzerindeki seslerle aynı anda duyduğumuzda bize uyumsuz gelir. çözülme gereksinimi doğurduğundan devam etmeli burda durmamalı etkisi, gerilim ve rahatsızlık yaratır. hatta bu 3 ton yukarı (veya aşağı, aynı şey) ile beraber çalınan ikiliye özel olarak 'diabolus in musica' / 'devil's chord' denmiş zamanında. bizse tritone deyip geçiyoruz.

şarkıda ilk uyumsuz sesleri erlkönig konuştuktan sonra çocuğun ağzından duymaya başlıyoruz. akorla çocuğun seslenişi arasında bir ton aralık var, bu gerilim baba konuşuncaya kadar çözülmüyor. sonraki yakarışlarında ise aralık yarım tona düşüyor, en güçlü gerilimi yaratan da bu. ayrıca her seferinde daha tizlere çıkan bir modülasyon (a) da var. hem disonans, hem tize modülasyon bu gerilimin etkisini güçlendiren unsurlar. ancak şarkının sonuna doğru dış ses girdiğinde başlangıçtaki tona dönüyoruz. eve varış.

13a. modülasyon: eserin içinde bir ton merkezinden diğer bir ton merkezine geçiş. genelde monotonluğu kırmak amacıyla, özellikle nakarata geçişlerde kullanılır. eurovision şarkılarının vazgeçilmezidir.

14. fortississimo: çok kuvvetliden bir derece daha kuvvetli




Ekler:

ek 1. [der erlkönig] şarkının gelmiş geçmiş en iyi yorumu dietrich fischer-dieskau'dan:

www.youtube.com/watch?v=5XP5RP6OEJI

ek 2. [gretchen am spinnrade] bunun için sadece bulabildiğim en iyi yorumu diyebilirim. gayet öznel. tek kriterim solistin bariton olması. geri kalanlar hep soprano. o kadar tiz olmasına gerek yok bu şarkının, aksi çok yoruyor.

www.youtube.com/watch?v=J0cXOARhY7o

ek 3. yeter gıy gıy gıy içim şişti diyenler için hizmet kabilinden kafa resetleyiciler:

open.spotify.com/track/18X6UBQBm9Php85JPDakaE

www.youtube.com/watch?v=dhNfddJRulQ

youtu.be/q4WSqm9GIHU